16 Ağustos 2013 Cuma

Kitap 9: Cam Kırıkları - Erdal Öz


                                  "Elbette kendi yaşantılarımdan yola çıkarak yazdım bu öyküleri. Ama hiçbiri birebir 'yaşanmış olan' değildir; belki yaşanacak olandır; yaşatacak olandır. Yazarken değil ama yazıp bitirdikten sonra her öykünün, kendi gelişimini, oluşumunu gerçekleştirmeye çalıştığını gördüm. Öyküyle benim aramda sık sık sürtüşmeler, didişmeler oldu. Ama sonunda, öyküyü yazmaya beni iten 'yaşanmış olan'dan bambaşka, yepyeni bir gerçeklik çıktı ortaya. Öykünün büyüsüydü bu. Bu doyumu, bu keyfi, bu büyük acıyı dile getirmek çok zor." 

On farklı öyküden oluşan Cam Kırıkları, okuduğum ilk Erdal Öz kitabıydı. Buna karşın her öykünün kendine özgü bir anlatımı ve ilgi uyandırıcı konusu olması sebebi ile on farklı kitabını okumuş gibi hissettim. Uzun uzun anlatılabilecek derinliğe sahip olan bu kısa öyküleri, okuyacak olanların keyfini elinden almamak adına sadece sevdiğim kısımları yazarak kitabın etkileyiciliği ile ilgili ipucu vermek istedim.

Cam Kırıkları
"Bu yaz İzmir'e gelecek misin?" diyor.
"Gelmemek olmaz" diyorum. Gidemeyeceğimi biliyorum oysa.
"Ne zaman gelirsin?" diyor.
"Fuar zamanı" diyorum. İçime birden bir avuç cam kırığı atılıyor, binlerce cam kırığı. İçim kıpkırmızı kan.

O Eski Denizde
"Geceleri,  alışamadığım bir büyük masmavi sıkıntı içinde oltamın ucunda çırpınan gümüş renkli balıklar sıçrıyor düşlerime şimdi."

Karanlıkta Sulara Bata Çıka
"Karanlık ürperticiydi. Issızlık güvensizdi."

Babam Resim Yaptı
"Suluboya kutumdaki mavi. Hep maviye sürüyorum fırçamı. Önümdeki resim kağıdıyla birlikte üstüm başım da denizleniyor."

Dedem Bana Küsmüş
"Dedemin odasında yine annemin yaptığı bir Atatürk resmi vardı. Eli çenesinde, ayağında çizmeler, başında kalpak, kayaların üstünde düşünerek yürüyen bir Atatürk. Dedem bana küsmeden çok önce, bir gün, Atatürk'ün neden düz bir yerde değil de kayaların üstünde yürüdüğünü sormuştum. O hiç gülmeyen adam gülmekten kıpkırmızı olmuştu. Tıkanıp ölecek diye korkmuştum." 

Onca Sevişmeden Sonra
"Bir şarkı gibi girmişti içeri. Ayağa fırlamıştın. Açık bej bir tayyör giymişti. Boynuna kırmızı bir eşarp dolamıştı. Off'tu, aman Tanrım'dı, olamazdı, ama bu O'ydu."

Sevgili 'Acı'
"Kapıdan çıkışı çok hoştu. Bir resim gibi uzun süre sakladım o görüntüyü kafamda. Şaşkındım. Umutluydum. Heyecanlıydım. İçimde ısınan bir yer vardı. Arkama yaslandım Havaya üflediğim dumanların içinde onunla birlikteydim artık."

"Onu o anda da, daha sonra da çok sevdim."

Dövmeye Geldiler
"Para almadı. İyi ki almadı. Çok az param vardı."

Tam Denize Atlarken
"Ansızın koyu diri bir suyun içinde, dipte, yosunlu kayaların üstündesin; soluğun kesilmek üzere; dipten kurtulup yukarılara çıkmaya çabalıyorsun; başın sudan çıkınca derin bir soluk alıyorsun. Öksürüyorsun, yuttuğun, genzini yakan tuzlu deniz suyunu tükürüp çıkarmaya çalışıyorsun.

Bakıyorsun çevrene. Herkes kendi denizinde, kendi güneşinde."

İki Güzel Kadınla
"Evet, hukuk okumuştum, ama ben hukukçu değildim. Hiç sevmemiştim hukuku. Bu ülkede hukukun yürümediğini, yaşadığım sıkıntılı dönemlerde, hukukun üstünlüğünün değil, hukukun nasıl alçakça kullanıldığının yakın tanığı olmuştum."