5 Mart 2012 Pazartesi

Belgesel 7: Extraordinary Women - Audrey Hepburn- 5/13

Audrey Hepburn (1929-1993) İngiliz aktris ve yardımsever
“Benimki gibi bir yüzün fotoğraflarda yer alacağını hiç düşünmemiştim.”

Audrey Hepburn'un Breakfast at Tiffany's, Roman Holiday, Funny Face gibi pekçok filmini izlemişimdir. Ancak içlerinde en çok sevdiğim kuşkusuz "My Fair Lady" filmidir. Belgesel başladığında "My Fair Lady" ile ilgili kısmın bir an önce gelmesini bekliyordum...


İlk olarak Audrey'in İkinci Dünya Savaş'ına denk gelen çocukluğunun zorlukları anlatıldı. Doğru bir şekilde beslenemeden büyümesi, onun hem kırılgan bir yapıya sahip olmasına hem de çok arzu ettiği balerin olma hayallerinin suya düşmesine neden olmuştur. Balenin zarif ama güçlü kapısı yüzüne kapanmış ancak tiyatronun gülen ve ağlayan yüzü onu selamlayarak sahne sanatlarından kopmamasını sağlamıştır. Böylece asıl ait olduğu sinema dünyasına da geçişi kolaylaşmıştır. O sinemayı sinema da onu görür görmez sevmiş ve henüz yolun başındayken beşinci filminde Oscar heykelciği zarif Audrey'e kollarını açarak onu güçlendirmiştir.

Bundan sonra birçok filmde rol almış ve dört kez daha en iyi kadın oyuncu ödülüne aday gösterilmiştir. Breakfast at Tiffany's filminde bir telekızı canlandırması o dönem için büyük bir risk iken Audrey bu rolü ile Holly Golightly karakterini de sinema tarihine kabul ettirmeyi başarmıştır.

O dönemde Broadway'de My Fair Lady müzikalinin başrolünü Rex Harrison ile Julie Andrews paylaşmaktaydı. Ancak aynı müzikalin filmi çekildiğinde başrol Julie Andrews'a değil Audrey Hepburn'e verilmişti. Bu sanat camiasında Julie'ye yapılan bir haksızlık olarak görülmüştü. Nitekim My Fair Lady ile "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü Rex Harrison alırken "En İyi Kadın Oyuncu" ödülü ise Mary Poppins rolü ile Julie Andrews'a verilerek bir nevi teselli edilmiştir. Her iki müzikal filmi de izlemiş biri olarak kesinlikle ama kesinlikle Eliza Doolittle karakteri ile Audrey'nin Oscar ile tekrar kucaklaşmayı haketmiş olduğunu düşünüyorum. Kısacası sabırsızlıkla beklediğim My Fair Lady bölümü üzülerek izledim...

Audrey ilk evliliğini Mel Ferer ile yapmış ve 14 yıl evli kalmışlardır. Boşanmalarının ardından çapkınlıkları ile ünlü İtalyan bir psikiyatr Andrea Dotti ile evlenmiş ancak çok uzun sürmeden bu evliliği de sona ermiştir. Geri kalan yaşamını ise üçüncü eşi olan ve gerçek mutluluğu bulduğunu söylediği aktör Robert Wolders ile tamamlamıştır.

Tüm bunların yanı sıra Audrey bir savaş mağduru olarak çektiği açlık, korku ve sefaleti hiç unutmamış ve yaşamının son anına kadar gönüllü olarak yardıma muhtaç olan kişilere ve ülkelere yardımda bulunarak bu konuda örnek olmuştur.

Son olarak Audrey'nin "Güzellik Sırlarını" paylaşmak istiyorum;


For attractive lips, speak words of kindness.
Çekici dudaklar için nazik sözcüklerle konuşun.

For lovely eyes, seek out the good in people.
Güzel gözler için insanların içindeki iyiliği arayın.

For a slim figure, share your food with the hungry.
Zarif bir beden için yiyeceğinizi açlarla paylaşın.

For beautiful hair, let a child run his or her fingers through it once a day.
Güzel saçlar için günde bir kez bir çocuğun parmaklarının saçlarınızda dolaşmasına izin verin.

For poise, walk with the knowledge that you never walk alone.
Denge için bilgi ile yürüyün böylece asla yalnız yürümezsiniz.

People, even more than things, have to be restored, revived, reclaimed and redeemed; never throw out anyone.
İnsanlar, eşyalardan daha çok, onarıma, yenilenmeye, canlanmaya, gelişmeye ve bağışlanmaya ihtiyaç duyar; asla kimseyi fırlatıp atmayın.

Remember, if you ever need a helping hand, you'll find them at the end of each of your arms. As you grow older, you will discover that you have two hands, one for helping yourself, the other for helping others.
Eğer bir yardım eline ihtiyaç duyarsanız, kolunuzun sonunda bir tane bulacağınızı unutmayın. Yaşlandıkça, iki eliniz olduğunu fark edeceksiniz; biri kendiniz için diğeri başkalarına yardım etmek için.

The beauty of a woman is not in the clothes she wears, the figure that she carries, or the way she combs her hair. The beauty of a woman must be seen from in her eyes, because that is the doorway to her heart, the place where love resides.
Bir kadının güzelliği giydiği giysilerde, vücudunda ya da saçını tarama şeklinde değildir. Bir kadının güzelliği gözlerinde görülür, çünkü gözler kalbin aynasıdır, sevginin yaşadığı yerin.

The beauty of a woman is not in a facial mode, but the true beauty in a woman is reflected in her soul. It is the caring that she lovingly gives, the passion that she shows.
Bir kadındaki gerçek güzellik ruhuna yansır.
Sevgiyle verdiği ilgi, gösterdiği tutkudur.

The beauty of a woman grows with the passing years.
Ve bir kadının güzelliği sadece geçen yıllarla büyür.

1 yorum :

Anonim dedi ki...

keyifle okudum, tesekkurler
deniz